rocket domain was triggered too early. This is usually an indicator for some code in the plugin or theme running too early. Translations should be loaded at the init action or later. Please see Debugging in WordPress for more information. (This message was added in version 6.7.0.) in /home/lafmacun/public_html/wp-includes/functions.php on line 6131İshal, dışkı kıvamının normalden daha sulu hale gelmesi ve dışkılama sıklığının artması olarak tanımlanır. Yenidoğan ve anne sütü alan bebeklerde normal dışkılama sıklığı ve kıvamı zaten yumuşak olduğu için, ishalin tanımı her zamankinden daha sık ve daha sulu olmasıyla yapılır.
Bebeklerde İshalin En Sık Görülen Nedenleri:
İshal tedavisinde birincil hedef, kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin yerine konmasıdır. Dehidrasyon, özellikle küçük bebeklerde hayati tehlike oluşturabilir.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve çocuk hekimlerinin önerdiği birincil tedavi yaklaşımı Oral Rehidrasyon Solüsyonları (ORS) kullanımıdır.
Halk arasında bilinenin aksine, ishal döneminde bebeği aç bırakmak veya sadece sıvı ile beslemek doğru değildir. Bebek, bağırsaklarının çalışmasını destekleyecek ve besin ihtiyacını karşılayacak şekilde beslenmeye devam etmelidir.
Sık ve sulu dışkılama, bebeklerin cildini hızla tahriş ederek bebeklerde ishal pişiği sorununa yol açar.
Bebeklerde ishal, özellikle 6 aylık bebek ishal oldu ise çok hızlı ciddileşebilir. Aşağıdaki tehlike işaretlerindenherhangi birini gözlemlerseniz HEMEN bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız:
Unutmayın, ishal kesici ilaçlar çocuklarda önerilmez ve doktor kontrolü olmadan kullanılmamalıdır. Ebeveyn olarak göreviniz, sıvı takviyesini sürdürmek ve tehlike işaretlerini yakından takip etmektir. Bebeğinizin sağlığı her zaman ilk önceliğiniz olmalıdır.
1) Bebeğim ishalken sadece su versem olur mu?
Sade su, özellikle bebeklerde sodyum kaybını yerine koymaz. Tercih ORS’dir; glukoz-sodyum birlikteliğiyle bağırsaktan emilimi artırır. Su, doktorunuzun önerisiyle ek olarak verilebilir; tek başına yeterli değildir.
2) İshalde probiyotik vereyim mi?
Bazı probiyotik suşlarının çocukluk çağı gastroenteritinde faydası olabileceğine dair çalışmalar vardır; ancak suş-doz-kalite çok değişken. Öncelik ORS ve beslenme olmalı; probiyotik için çocuk hekiminize danışın. (Klinik yollar probiyotiği zorunlu temel tedavi olarak görmez.)
3) Ne kadar sürede düzelmeli?
Vakalarda ishal çoğu zaman 3–7 gün içinde geriler. 5–7 günü geçtiyse veya kötüleşiyorsa değerlendirme gerekir. Kusma genellikle 1–2 gün içinde azalır.
4) Ev yapımı ORS tarifi kullanabilir miyim?
DSÖ’nün oranları vardır; fakat bebeklerde ölçüm hatası riski yüksek olduğundan hazır paket ORS daha güvenlidir. Ev tarifi düşünecekseniz, hekim/hemşire ile net ölçü ve uygulamayı gözden geçirin.
5) Emzirmeyi kesmeli miyim?
Hayır. Emzirmeye devam, çoğu emzirilen bebekte tek başına bile hidrasyonu korumaya yetebilir. Kusma varsa daha sık ve kısa süreli emzirmeler deneyin.
]]>Xbox Game Pass aboneleri için harika bir haberimiz var! Microsoft’un popüler “Free Play Days” (Ücretsiz Oyun Günleri) etkinliği bu hafta sonu başladı ve oyunculara dört farklı oyunu deneme fırsatı sunuyor. Eğer bir Xbox Game Pass Core veya Game Pass Ultimate abonesiyseniz, bu oyunları kısa bir süreliğine ücretsiz oynayabilirsiniz.

Bu hafta sonu etkinliği kapsamında oynayabileceğiniz oyunlar şunlar:
Bu listedeki oyunlardan ikisi, Ship of Fools ve Townscaper, Xbox Game Pass aboneliği gerektirmiyor! Yani, Game Pass sahibi olmasanız bile bu iki oyunu deneme şansınız bulunuyor. Bu, özellikle Townscaper gibi yaratıcılık odaklı bir oyunu keşfetmek isteyenler için harika bir fırsat.
Oyunlara erişmek çok kolay. Tek yapmanız gereken, Xbox konsolunuzdaki veya Microsoft Store’daki “Ücretsiz Oyun Günleri” bölümüne gitmek. Buradan dilediğiniz oyunu indirip hemen oynamaya başlayabilirsiniz. Unutmayın, bu fırsat sınırlı bir süre için geçerli.
Önemli bir not: Ücretsiz süre boyunca kaydettiğiniz tüm oyun ilerlemeleriniz, daha sonra oyunu satın almanız durumunda devam eder. Böylece emekleriniz boşa gitmez.
]]>Her bahçe sahibinin hayali, üzerinde keyifle yürünebilen, çocukların güvenle oynayabildiği, estetik açıdan göz alıcı, sık dokulu ve yemyeşil bir çim alana sahip olmaktır. Bu ideal görüntü, sadece görsel bir tatmin sağlamakla kalmaz, aynı zamanda evin değerini artıran ve yaşam kalitesini yükselten bir unsurdur. Ancak bu ideale ulaşma yolunda karşılaşılan en inatçı ve yaygın engellerden biri, şüphesiz ki yabancı otlardır. Ansızın beliren karahindibalar, çimi sinsice saran ayrık otları veya yoncalar, en özenle bakılan bahçelerin bile estetiğini bozabilir ve çimin sağlığını tehdit edebilir.
Bu rehber, yabani ot sorununa yüzeysel çözümler sunmanın ötesine geçmeyi hedeflemektedir. Amacı, yabancı otları sadece geçici olarak yok etmek değil, onların bahçenizde neden ve nasıl ortaya çıktığını temelden anlamanızı sağlamaktır. Yabancı otların varlığının aslında altta yatan daha derin toprak ve bakım sorunlarının birer habercisi olduğunu kavradığınızda, onlarla mücadeleniz bir kısır döngü olmaktan çıkıp, kalıcı ve sürdürülebilir bir bahçe sağlığı yönetimine dönüşecektir. Bu kapsamlı kılavuz, sizi kendi bahçenizin “doktoru” yapacak bilgi ve stratejilerle donatarak, hayalinizdeki o mükemmel çime kavuşmanız için size yol gösterecektir.
En temel tanımıyla yabancı ot, “bir bitkisel üretim alanında olması istenmeyen bütün bitkiler” olarak kabul edilir. Bu tanımın en önemli özelliği, göreceli olmasıdır. Örneğin, hayvan yemi üretimi yapılan bir merada oldukça değerli bir yem bitkisi olan ak üçgül (Trifolium repens), özenle tesis edilmiş bir çim alanda estetiği bozan bir “yabancı ot” olarak görülür. Dolayısıyla, bir bitkinin “yabancı ot” olarak sınıflandırılması, tamamen bulunduğu yer ve o alandan beklentilerimizle ilgilidir.
Çim alanlardaki varlıkları ise bir dizi olumsuz etkiye yol açar:
Yabancı otlarla mücadelede yapılan en büyük hata, onları sorunun kendisi olarak görmektir. Gerçekte ise yabancı otlar bir neden değil, bir sonuçtur. Onların varlığı ve türü, çiminizin ve toprağınızın sağlık durumu hakkında size paha biçilmez ipuçları veren birer semptomdur. İstilaların temelinde yatan asıl nedenleri anlamak, kalıcı çözümün ilk ve en önemli adımıdır.
Bu noktada, yabancı otları birer “biyo-indikatör” olarak okumayı öğrenmek, mücadele stratejinizi tamamen değiştirebilir. Bahçenizdeki dominant yabancı ot türü, size toprağınızın neye ihtiyacı olduğunu fısıldar. Örneğin, bahçenizde yoğun bir şekilde ak üçgül görüyorsanız, bu büyük olasılıkla toprağınızda azot eksikliği olduğunun bir işaretidir. Çünkü üçgül gibi baklagiller, havadaki serbest azotu köklerindeki nodüller aracılığıyla sabitleyebilme yeteneğine sahiptir ve bu onlara azotça fakir topraklarda çime karşı büyük bir rekabet avantajı sağlar. Benzer şekilde, sinir otunun (Plantago major) varlığı genellikle sıkışmış, havasız ve kötü drenajlı toprakları işaret eder.
Sarı topalak (Cyperus esculentus) ise neredeyse her zaman aşırı sulanan veya drenajı çok zayıf olan alanların tipik bir göstergesidir.
Dolayısıyla, sadece yabancı otu bir herbisitle öldürmeye odaklanmak, baş ağrısı için sürekli ağrı kesici alıp altta yatan migren veya tansiyon sorununu görmezden gelmeye benzer. Semptomu geçici olarak tedavi edersiniz, ancak asıl hastalık devam ettiği için sorun tekrarlayacaktır. Kalıcı çözüm, bu sinyalleri doğru okuyarak toprağı havalandırmak, gübreleme programını düzenlemek veya sulama alışkanlıklarını değiştirmek gibi altta yatan nedenleri ortadan kaldırmaktır.
Etkili bir mücadele planının ilk adımı, düşmanı doğru bir şekilde tanımaktır. Her yabancı otun farklı bir yaşam döngüsü, yayılma stratejisi ve zayıf noktası vardır. Bu nedenle, kimyasal mücadele gibi daha agresif yöntemlere başvurmadan önce, bahçenizdeki istilacıların kim olduğunu bilmek hayati önem taşır.
Çim yabancı otları, morfolojik özelliklerine göre üç ana gruba ayrılır. Bu sınıflandırma, özellikle seçici (selektif) herbisitlerin kullanımında kritik bir rol oynar, çünkü bu ilaçlar genellikle bu gruplardan sadece birini hedef alacak şekilde formüle edilmiştir.

Bu gruptaki otları çimden ayırt etmek daha zordur, ancak dikkatli bir gözlemle fark edilebilirler.
Aşağıdaki tablo, bahçenizdeki davetsiz misafirleri hızlıca teşhis etmenize yardımcı olacaktır.
Tablo 1: Türkiye’deki Yaygın Çim Yabancı Otları Hızlı Tanımlama Kılavuzu
Yabancı otlarla mücadelede sürdürülebilir başarı, tek bir “sihirli değnek” formülüne dayanmaz. Sadece kimyasal ilaçlamaya güvenmek, altta yatan sorunları çözmediği için genellikle geçici bir rahatlama sağlar ve sorunun tekrarlamasına neden olur. Entegre Yabancı Ot Yönetimi (Integrated Weed Management – IWM), tüm mücadele yöntemlerinin (kültürel, mekanik ve kimyasal) birbiriyle uyumlu ve planlı bir şekilde kullanıldığı bütüncül bir yaklaşımdır.
Bu felsefenin temel amacı, yabancı otları tamamen “yok etmek” değil, popülasyonlarını ekonomik veya estetik olarak zarar vermeyecekleri bir seviyede tutmaktır. Bu, hem daha ekolojik bir yaklaşımdır hem de uzun vadede daha başarılı sonuçlar verir. Entegre yönetim, reaktif (sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale etme) olmaktan çok proaktif (sorunun ortaya çıkmasını engelleme) bir stratejidir.
Kültürel mücadele, entegre yönetimin temel taşıdır ve en etkili uzun vadeli stratejidir. Prensip basittir: Yabancı otların sevmediği, ancak çimin gelişip güçlendiği bir ortam yaratmak. Sağlıklı, sık ve güçlü bir çim, yabancı otlara yaşam şansı tanımaz.
Bu kültürel uygulamalar birbirinden bağımsız eylemler değildir; aksine, birbirini destekleyen bir zincirin halkalarıdır. Doğru yükseklikte (örneğin 7 cm) biçilen çim, daha geniş bir yaprak yüzeyine sahip olur ve bu da daha fazla fotosentez yapmasını sağlar. Daha fazla fotosentez, bitkinin daha fazla enerji üretip bunu derin kökler geliştirmek için kullanması anlamına gelir. Derin kökler, çimin toprağın alt katmanlarındaki suya ulaşmasını sağlayarak kuraklık direncini artırır. Bu durum, sık ve yüzeysel sulama ihtiyacını ortadan kaldırır. Yüzeyin kuru kalması, yengeç otu gibi yüzeysel köklü otların çimlenmesini engeller. Aynı zamanda, uzun ve sık çim dokusu, toprak yüzeyini bir kanopi gibi örterek güneş ışığının toprağa ulaşmasını zorlaştırır ve bu da çimlenmek için ışığa ihtiyaç duyan diğer yabancı ot tohumlarını baskılar. Görüldüğü gibi, sadece biçme yüksekliğini doğru ayarlamakla başlayan basit bir eylem, bir dizi pozitif etkiyi tetikleyerek yabancı otlara karşı doğal ve güçlü bir savunma mekanizması oluşturur.
Tablo 2: Yıllık Çim Gübreleme Takvimi (Türkiye İklim Bölgelerine Göre Uyarlanmış)
| Dönem (Mevsim/Ay) | Kıyı Bölgeleri (Ege/Akdeniz) Uygulaması | İç Bölgeler (İç Anadolu/Doğu Anadolu) Uygulaması | Hedef ve Kullanılacak Gübre Tipi | Önemli Notlar |
| Erken İlkbahar(Şubat Sonu – Mart) | Kıştan çıkan çimi uyandırmak için ilk gübreleme. | Toprak ısındıktan sonra (Mart sonu/Nisan başı) ilk gübreleme. | Dengeli veya Azot (N) ağırlıklı yavaş salınımlı gübre. | Gübreleme öncesi tırmıklama ile keçe tabakasını temizleyin. |
| Geç İlkbahar(Nisan – Mayıs) | Aktif büyüme dönemini desteklemek için ikinci gübreleme. | Ana büyüme dönemini desteklemek için gübreleme. | Azot (N) ağırlıklı gübre (örn: Amonyum Nitrat). | Yabancı ot mücadelesi için en uygun dönemdir. |
| Yaz(Haziran – Ağustos) | Sıcak stresi öncesi (Haziran başı) hafif bir uygulama yapılabilir. Aşırı sıcaklarda gübrelemeden kaçının. | Yüksek sıcaklıklarda gübrelemeden kaçının. Gerekirse Ağustos sonunda hafif bir uygulama yapılabilir. | Yavaş salınımlı, potasyum (K) içeriği yüksek, azot (N) içeriği düşük gübreler. | Gübreleme mutlaka bol sulama ile takip edilmelidir, aksi takdirde çim yanabilir. |
| Erken Sonbahar(Eylül – Ekim) | En önemli gübreleme. Kök gelişimini ve kışa hazırlığı destekler. | En önemli gübreleme. Kışa girmeden kök sistemini güçlendirir. | Fosfor (P) ve Potasyum (K) ağırlıklı, “Sonbahar Gübresi” veya “Kışa Hazırlık Gübresi”. | Ara ekim ve yeni çim tesisi için en ideal zamandır. |
| Geç Sonbahar(Kasım) | Gerekirse çok hafif bir azot uygulaması yapılabilir. | Genellikle gübreleme yapılmaz. | – | Çim büyümesi yavaşlamış veya durmuş olmalıdır. |
| Kış(Aralık – Şubat Başı) | Gübreleme yapılmaz. | Gübreleme yapılmaz. | – | Çim dinlenme dönemindedir. |
Mekanik mücadele, yabancı otları fiziksel olarak ortadan kaldırma yöntemlerini içerir ve özellikle istila başlangıç aşamasındayken veya az sayıda otla uğraşırken çok etkilidir.
Kimyasal mücadele, yani herbisit (ot öldürücü) kullanımı, güçlü bir araçtır ancak “son çare” olarak görülmelidir. Kültürel ve mekanik mücadele yöntemleri ısrarla uygulanmasına rağmen yabancı ot istilası kontrol altına alınamıyorsa veya istila başlangıçtan itibaren çok yoğunsa, kimyasal mücadele düşünülebilir.
Unutulmamalıdır ki, herbisitler altta yatan sorunları (sıkışmış toprak, besin eksikliği vb.) çözmez. Sadece semptomları ortadan kaldırır. Bu nedenle, kimyasal mücadele mutlaka kültürel iyileştirme çalışmalarıyla (havalandırma, gübreleme, doğru biçim) birlikte yürütülmelidir. Aksi takdirde, ilaç etkisi geçtikten sonra yabancı otlar geri dönecektir.
Piyasada farklı amaçlar için formüle edilmiş çok sayıda herbisit bulunmaktadır. Doğru ürünü seçmek, başarının ve güvenliğin anahtarıdır.
Türkiye’deki çim alanlarda en yaygın sorun geniş yapraklı yabancı otlardır. Bu otlarla mücadelede, Tarım ve Orman Bakanlığı ve Ankara Büyükşehir Belediyesi gibi resmi kurumların teknik belgelerinde spesifik olarak “2-4 Di-amin” (genellikle 2,4-D Amin olarak bilinir) içerikli herbisitlerin kullanılması tavsiye edilmektedir. Bu, çimlere zarar vermeden karahindiba, üçgül, sinir otu gibi geniş yapraklı otları hedef alan, seçici ve sistemik bir herbisittir.
Herbisitler etkili araçlar olsalar da, insan, hayvan ve çevre sağlığı için riskler taşıyan kimyasallardır. Bu nedenle, kullanımları mutlak bir disiplin ve sorumluluk gerektirir. Güvenli kullanım, bir dizi prosedürden çok, risklerin farkında olunduğu bir zihniyettir. “Rüzgarda ilaçlama yapmayın” uyarısının arkasında, ilacın komşunuzun sebze bahçesini kurutabileceği gerçeği yatar. “Doğru dozu kullanın” talimatının arkasında ise hem bitki direncini önleme hem de toprağı ve su kaynaklarını kirletmeme sorumluluğu vardır.
Aşağıdaki kontrol listesi, uygulama öncesi, sırası ve sonrasında güvenliği en üst düzeye çıkarmanıza yardımcı olacaktır.
Tablo 3: Herbisit Kullanımı Güvenlik Kontrol Listesi
Yabancı otlarla mücadele, tek seferlik bir operasyon değil, yıl boyunca devam eden tutarlı bir bakım programıdır. Bu bölümde, önceki bölümlerde öğrendiğimiz tüm bilgileri bir araya getirerek, çiminizi sağlıklı ve yabancı otlardan arınmış tutacak mevsimsel bir eylem planı sunulmaktadır.
Tüm bu kültürel, mekanik ve dikkatli kimyasal müdahalelere rağmen, tarla sarmaşığı veya topalak gibi bazı inatçı yabancı otlarla başa çıkmak son derece zor olabilir. Eğer sorununuz devam ediyorsa:
Yabancı otlardan arınmış, sağlıklı ve yemyeşil bir çime sahip olmak, bir gecede gerçekleşecek bir mucize değildir. Bu, bir sprint değil, sabır, bilgi ve tutarlı uygulamalar gerektiren bir maratondur. Bu rehberde detaylandırılan entegre yaklaşım, size bu maratonu başarıyla tamamlamanız için gereken yol haritasını sunmaktadır.
Unutmayın ki en etkili yabancı ot kontrol stratejisi, kimyasal ilaçlar veya mekanik yöntemler değil, çiminizi o kadar sağlıklı, sık ve rekabetçi hale getirmektir ki, yabancı otlar kendilerine tutunacak bir karış toprak dahi bulamasınlar. Yabancı otları bir düşman olarak değil, bahçenizin size gönderdiği mesajlar olarak görmeye başladığınızda, onlarla olan mücadeleniz bir savaştan çıkıp, bahçenizle kurduğunuz uyumlu bir ilişkiye dönüşecektir. Artık elinizdeki bu derinlemesine bilgiyle, toprağınızın dilini anlayabilir ve doğru adımları atarak hayalinizdeki o kusursuz çimi gerçeğe dönüştürebilirsiniz.
]]>Sınavın zorluğu ve kişisel performanslarına dair ilk değerlendirmeleri yapmak isteyen adaylar, gözünü kulağını Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nden (ÖSYM) gelecek son dakika açıklamasına çevirdi. Peki, beklentiler ne yönde? Cevap anahtarı bugün erişime açılır mı? İşte tüm detaylar.
ÖSYM’nin geçmiş yıllardaki uygulamalarına bakıldığında, adayları çok uzun süre merakta bırakmadığını görüyoruz. Genellikle sınavın yapıldığı gün, akşam saatlerinde soru ve cevap anahtarlarının bir bölümü erişime açılıyor.
Beklenti: 2025-YKS TYT temel soru kitapçığı ve cevap anahtarının, bugün (22 Haziran 2025) akşam saatlerinde ÖSYM tarafından açıklanması bekleniyor. Resmi bir saat verilmese de, genellikle sınavın tamamlanmasından sonraki 3-5 saat içinde yayınlanmaktadır.
Resmi açıklama gelir gelmez bu haber güncellenecektir.
ÖSYM, soru ve cevap anahtarını her zaman olduğu gibi resmi internet sitesi üzerinden duyuracaktır. Adayların sahte veya yanıltıcı bilgilere itibar etmemesi ve yalnızca resmi kanalları takip etmesi büyük önem taşımaktadır.
Erişim Adresi: Adaylar, ÖSYM’nin https://www.osym.gov.tr adresini ziyaret ederek ilgili duyuruya ulaşabilirler. Soru kitapçığının ve cevap anahtarının genellikle yalnızca %10’luk bir kısmı tüm kamuoyuna açık hale getirilirken, sınava giren adaylar ÖSYM’nin Aday İşlemleri Sistemi (AİS) üzerinden T.C. Kimlik Numaraları ve aday şifreleri ile kitapçığın tamamına erişebilirler.
TYT, üniversiteye giriş maratonunun sadece ilk adımıydı. YKS süreci, yarın gerçekleştirilecek olan Alan Yeterlilik Testleri (AYT) ve Yabancı Dil Testi (YDT) ile devam edecek. Tüm adaylara yarınki sınavlarda da başarılar dileriz!
YKS sonuçlarının açıklanma tarihi ise ÖSYM tarafından yayınlanacak olan 2025 sınav takviminde ilerleyen günlerde netleşecektir.
]]>Mehmet Dinç Antalya’daki yaptığı paylaşımlar il tanınmış bir sosyal medya fenomenidir. Mehmet dinç Antalya’nın çeşitli noktalarında yaptığı müzikli ve Maraş dondurmalı videolar ile aklımıza kazınmış durumda. Çılgın danslar ile işini devam eden ünlü dondurmacı dondurmanın mevsimi yoktur, dansı vardır şeklindeki sloganıyla insanların dikkatini çekmiş durumda.
Mehmet Dinç 2004 yılında MKÜ İşletme Enformatiği alanından mezun olmuştur. Herhangi bir dans eğitimi vs. olmayan Mehmet dinç şuan dondurma satışı yaparak geçimini sağlıyor. İnsanlar onu dondurmalarının yanı sıra dansının keyifli olmasından dolayı tercih ediyor. Pek çok kişi klasik Maraş dondurmaları gösterilerinin yerine Mehmet Dinç’in danslarıyla servis ettiği Maraş dondurmalarını tüketmeyi tercih ediyor.

Mehmet Dinç birçok sosyal medya fenomeni gibi sosyal medyayı etkili bir şekilde kullanan isimlerden. Fenomen Mehmet Dinç Youtube üzerinde 450 bin takipçi ve 60 milyon kadar izlemeye, İnstagram üzerinde 362 bin takipçiye ve Tiktok üzerinde 8 milyon takipçiye sahiptir. Sosyal medyayı oldukça etkili bir şekilde kullanan bu isim büyümesini sosyal medyaya borçlu diyebiliriz.
Mehmet Dinç sosyal medya üzerinde tanınmadan önce mesleğine aynı şekilde devam ediyordu. Mehmet uzun bir zamandır standında lezzetli Maraş dondurmalarını keyifli bir şekilde müşterilerine sunuyordu. Mehmet Dinç bu süreçte yalnızca dondurma satışı yapmıyordu aynı zamanda yaptığı keyifli ve çılgın dansları video kaydına alarak sosyal medya hesaplarında paylaşıyordu. Bu süreç ta ki Mehmet Dinç’in fenomenliğe ilk adım atışına kadar devam etmişti. İnsanların keyifli paylaşımlardan hoşlanmaları Mehmet Dinç’in fenomen olmasına yardımcı oldu. Neşeli dondurmacı halen Antalya içerisinde çılgın dansları ile Maraş dondurması satmaya devam ediyor. Dileyen satış yaptığı yere giderek dileyen sosyal medya hesaplarını ziyaret ederek çılgın dondurmacının danslarına tanıklık edebilmektedir.
Çılgın Dondurmacı Mehmet Dinç sosyal medya hesapları
]]>Lale Devri (1718-1730), Osmanlı tarihinin en dikkat çekici dönemlerinden biridir. Bu dönemin sona ermesine neden olan en önemli olay ise Patrona Halil İsyanı olarak bilinir. Ana aktörü Arnavut kökenli bir yeniçeri olan Patrona Halil, Osmanlı toplumundaki siyasi ve sosyal huzursuzlukları ateşlemiştir. Patrona Halil’in biyografisi ve bu isyanın nedenleri, Osmanlı tarihini anlamak açısından büyük önem taşır.

Patrona Halil, bugünkü Arnavutluk sınırları içinde yer alan Horpeşte adlı bir köyde doğmuştur. Leventlik yapmış, ardından Rumeli’de yeniçeri olarak görev almıştır. İstanbul’a yerleştiğinde bir dönem esnaflık ve satıcılık yaparak yaşamını sürdürmüştür.
Halil’in 1720 yılında Vidin’deki bir ayaklanmaya da katıldığı bilinmektedir. İstanbul’da yaşadığı dönemde bir cinayete karıştığı ve bu nedenle tutuklandığı, ancak Mustafa Paşa tarafından serbest bırakıldığı rivayet edilir. Bu olaydan sonra Osmanlı tarihinde adını altın harflerle yazdıracak Patrona Halil İsyanı başlamıştır.
Patrona Halil İsyanı, sadece bireysel bir başkaldırı değil; Lale Devri’ne karşı artan toplumsal bir tepkidir. Özellikle Damat İbrahim Paşa’nın zevk ve sefaya düşkün yönetimi, halkı ve askerleri rahatsız etmiştir.
Aşırı saray harcamaları halkta tepkilere yol açtı.
İran seferi sonrası yaşanan başarısızlıklar, Damat İbrahim Paşa’ya olan güveni sarstı.
Yönetimden dışlanan kesimler, özellikle Yeniçeriler, bu durumdan rahatsızlık duyuyordu.
Patrona Halil ve yandaşları, camilerde ve kahvehanelerde halkı isyana teşvik etti. Son planlama toplantısı 2 Eylül 1730‘da bir hamamda yapıldı. İsyan ise 28 Eylül’de patlak verdi.
İlk kıvılcım Beyazıt Camii önünde atıldı. 30 kişiyle başlayan isyan kısa sürede binlerce kişiye ulaştı. Yeniçeri askerlerinin de katılmasıyla isyan kontrol edilemez hâle geldi.

İsyan sonunda Osmanlı Padişahı III. Ahmet tahttan indirildi, Damat İbrahim Paşa ise idam edildi. Bu olayla birlikte Lale Devri resmen sona ermiş oldu.
İsyan sırasında birçok ev yakıldı, insanlar hayatını kaybetti. Patrona Halil, isyan sonrası bazı taleplerini kabul ettirmeyi başardıysa da kısa süre sonra saraya çağrılarak öldürüldü. Bu plan I. Mahmut tarafından hazırlanmıştı.
Patrona Halil İsyanı, Osmanlı tarihinde bir dönüm noktasıdır. Devlet yönetiminde daha temkinli ve halkla daha uyumlu politikaların benimsenmesine yol açmıştır. Aynı zamanda, halk hareketlerinin gücünü gözler önüne sermiştir.
Patrona Halil İsyanı, sadece bir tarihsel olay değil; aynı zamanda halkın sesini duyurmak için giriştiği büyük bir başkaldırıdır. Bu isyanın nedenlerini ve sonuçlarını anlamak, günümüz toplumsal hareketlerini değerlendirmede bize ışık tutabilir.
]]>İshal, dışkının sulu ve yumuşak bir hale gelmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Bu rahatsızlık sık tuvalete gitmeye neden olarak günlük yaşamı olumsuz etkileyebilir. Kalın bağırsağın suyu yeterince emmemesi sonucu suyun dışkı ile dışarı atılmasıyla meydana gelir. İshal, kendi başına bir hastalık olmamakla birlikte ciddi sorunlara yol açabilecek bir semptomdur.
Özellikle 5 yaş altı çocuklarda, ıshal ciddi sıvı kaybına (dehidratasyon) neden olabilir ve bu nedenle dikkate alınması gereken önemli bir durumdur. Peki, ishale neden olan faktörler nelerdir ve bu sorunu gidermek için neler yapılabilir?
İshalin ortaya çıkmasına birçok farklı neden yol açabilir. Bunların başlıcaları:
Hijyenik olmayan veya bozulmuş gıdaların tüketilmesi, bakterilerin, virüslerin ve mantarların bağırsaklara ulaşmasına neden olur ve ıshali tetikler.
Bağırsaklara yerleşen bakteri ve virüsler, ıshale neden olan yaygın faktörlerdir. Özellikle yaz aylarında hijyen kurallarına dikkat edilmemesi bu riski artırır.
Bazı bireylerde belirli gıdalara karşı gelişen alerjiler ıshale neden olabilir.
İshal tedavisine başlamadan önce, ıshale neyin neden olduğunu anlamak önemlidir. Bir uzman desteği alınarak uygun tedavi planı oluşturulabilir.
İshal nedeniyle vücut büyük miktarda su ve elektrolit kaybeder. Bu kaybı telafi etmek için bol bol su için ve aşağıdaki kaynaklardan yararlanmaya özen gösterin:
3-4 günden uzun süren ishal veya çocuklarda, yaşlılarda ve ciddi sıvı kaybı yaşayan bireylerde mutlaka bir doktora başvurulmalıdır.
Pirinç, dışkının sertleşmesine yardımcı olur. 3 bardak suya yarım bardak pirinç eklenip 45 dakika bekletilir ve bu su tüketilebilir.
Potasyum açısından zengin olan muz, ishal nedeniyle kaybedilen mineralleri geri kazandırır.
Bağırsakları rahatlatarak dışkının sertleşmesini sağlar. Kabuksuz elma kullanılması önerilir.
Bağırsakları temizleyen elma sirkesi, antiseptik özelliği ile dikkat çeker. 1 bardak suya 1-2 çay kaşığı elma sirkesi eklenerek içilebilir.
Havucun püre haline getirilip 15 dakikada bir çay kaşığı tüketilmesi ishali hafifletir.
Özellikle bakteri kaynaklı ishalde bal etkili bir çözümdür. Yarım litre suya 4 yemek kaşığı bal eklenerek içilebilir.
Zencefil, sindirim sistemini rahatlatarak su kaybını gidermeye yardımcı olur. Yemeklerden sonra bir bardak zencefil çayı tüketebilirsiniz.
İshal, zamanında müdahale edilmediğinde ciddi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle yukarıdaki önerileri dikkate alarak sıvı dengenizi koruyabilir ve rahatsızlığın etkilerini hafifletebilirsiniz. Ancak, ıshal 3-4 günden uzun süreyorsa veya çocuklar ve yaşlılarda belirgin semptomlar varsa vakit kaybetmeden bir doktora danışın. Sağlığınıza özen gösterin ve gerekli tedbirleri alın!
]]>İyisiyle kötüsüyle bir dönemin tanığı olan, Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar ulaşan ve sinemayı halkla buluşturan bu değerli isimler, Türk sinemasının temel taşlarını oluşturdular. Kimi güldürürken düşündüren, kimi acıları en derinden yansıtan, kimi toplumsal mesajlar veren bu eşsiz yetenekler, Türk sinemasını bugünlere taşıyan en önemli değerlerimiz oldular.
İşte Yeşilçam’ın altın çağına damga vuran, her biri kendi alanında çığır açmış 10 unutulmaz yıldız…

Sokakta yoldan geçen birisine “Yeşilçam’ın gelmiş geçmiş en komik oyuncusu kimdir?” diye, sorsanız alacağınız yanıt kesinlikle Kemal Sunal olacaktır. Malatya’nın Pütürge ilçesinde doğan Sunal, oynadığı Kapıcılar Kralı, Gülen Adam, Süt Kardeşler, Sakar Şakir, Kibar Feyzo ve Hababam Sınıfı filmlerinin başını çektiği 82 film ile efsane haline dönüştü. 2000 yılında Balalayka isimli filmi çekmek üzere bindiği uçakta kalp krizi geçirerek hayata gözlerini yuman Kemal Sunal, kült haline gelen İnek Şaban tiplemesi ile günümüzde de yediden yetmişe herkesi güldürmeye devam ediyor.

Türk Sineması’nın Damat Ferit lakaplı oyuncusu Tarık Akan, kariyerinin ilk yarısında zengin, yakışıklı ve bebek yüzlü karakterlere hayat vermişken ikinci yarısında toplumsal mesajlar içeren ve görece daha derin filmlerde rol aldı. Gerçek adı Tarık Tahsin Üregül’dür ki o dönemlerde jönler sıklıkla sahne isimleriyle anılırdı. Bizim Aile, Ah Nerede, Delisin, Tatlı Dillim, Yalancı yârim ve Hababam Sınıfı gibi ilk dönem filmlerinin dışında Canım Kardeşim, Maden ve Sürü gibi filmleriyle herkesin sevgisini kazanmıştır.

Aktör Ali Şen’in oğlu olan Şener Şen, tiyatrodan sonra atıldığı sinema macerasında Hababam Sınıfı’nda canlandırdığı Badi Ekrem tiplemesiyle tanındı. Daha sonraki yıllarda özellikle Kemal Sunal ile oynadığı filmler ile dikkat çekti. Davaro, Neşeli Günler, Banker Bilo gibi filmlerle Yeşilçam’daki yerini sağlamlaştıran aktör, Çiçek Abbas, Muhsin Bey, Arabesk, Züğürt Ağa ve Eşkıya filmleriyle birlikte yaşayan Türk Sineması’nın yaşayan efsanesi haline geldi.

Türk Sineması’nda jön denince akla gelen ilk isimlerden olan Ayhan Işık, Küçük Hanımefendi Belgin Doruk ile oynadığı aşk filmleriyle tanındı. Taçsız Kral lakabıyla ünlenen star, oyunculuğunun yanı sıra yönetmenlik ve senaristlik de yaptı. 1950’li yıllara İngiliz Kemal, Katil, Öldüren Şehir gibi filmlerle damga vuran aktör, 1959 yılında şansını Hollywood’da denemeye karar verir lakin burada tutunamaz. Ülkeye döndükten sonra Ömer Lütfi Akad ve Atıf Yılmaz filmlerinde rol alır. 70’li yılların sahne modasına ayak uydurarak bir de 45’lik dolduran oyuncu, İtalyan yapımcılarla çektiği La Mano Che Nutre La Morte ve Le Amanti Del Mostro filmleriyle ülkemizde sansüre uğramış olsa da yurt dışında büyük sükse yaptı.

Asıl adı Fahrettin Cüreklibatır olan Cüneyt Arkın, sinemada zengin ve yakışıklı adam rolleriyle tanınsa da şöhreti daha sonra lakabı da olacak Battal Gazi, Malkoçoğlu ve Kara Murat filmleriyle yakaladı. Aynı zamanda doktor olan aktör, vaktiyle çok ünlü olan Medrano Sirki’nde aldığı eğitimin de sayesinde Yeşilçam’da aksiyon filmi denince akla ilk gelen isim olmayı başardı. . 12 Mart darbe dönemi sırasında, 1972’de düzenlenen 4. Altın Koza Film Festivali‘nde en iyi aktör seçilen Yılmaz Güney’in ödülünün baskılarla elinden alınıp kendisine verilmesini reddederek askeri hükümet ile ters düştü. Süreç sonunda jön olarak başladığı, tarihi karakterlere geçiş yaptığı kariyerine Maden ve Vatandaş Rıza gibi toplumsal mesajlar veren filmleri de ekledi. 1982 yılında oynadığı Dünyayı Kurtaran Adam filmiyle tüm dünyada kült bir statüye erişti.

Yeşilçam’ın Sultanı olarak anılan Türkan Şoray, siyah beyaz filmler ile başladığı oyunculuk kariyerine oyuncu ve yönetmen olarak devam ederek büyük isim yaptı. Büyük ve güzel gözleri ile aşk filmlerinin unutulmaz oyuncusu haline gelen Şoray, öpüşme ve soyunma gibi rolleri reddetmesiyle bugün dahi Türkan Şoray kanunları olarak adlandırılan kuralların başlangıcını vermiştir. Acı Hayat, Vesikalı Yârim, Kara Gözlüm, Sultan ve Dönüş gibi filmler efsane olmuş filmlerinden sadece birkaçı…

Türk Sineması’nın sarışın güzel Filiz Akın; Avrupai görüntüsünün yanı sıra oyunculuğu ile de adından döz ettiren bir yıldız oldu hep. Filmleri arasında yer alan Arka Sokaklar, Akasyalar Açarken, Şakayla Karışık, Yumurcak, Adana Paris, Emine, Beyaz Güvercin Türk Sineması’nın unutulmazları arasında girdi.

Türk Sineması’nda Türkan Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit ve Gülşen Bubikoğlu beşlisinden sonraki dönemde gördüğümüz en önemli kadın oyunculardan biri Müjde Ar, kadınsılık gerektiren rollerin hakkını vermesiyle izleyicilerin hafızasına kazındı. Çoğunluğunu Atıf Yılmaz’ın yönettiği filmlerle sektöre damga vuran Ar, Aşk-ı Memnu’nun ilk TV uyarlaması ile parlayarak sinemaya geçiş yapmıştır. Ah Güzel İstanbul, İffet, Adı Vasfiye, Aaah Belinda, Teyzem, Asılacak Kadın, Kibar Feyzo, Şalvar Davası, Ağır Roman gibi yapımlarda oynayarak büyük beğeni kazandı.

1947 yılında doğan oyuncunun hayatı, ünlü yönetmen Muhsin Ertuğrul’la tanışmasıyla değişti. Okul piyeslerinde aldığı rollerle adını tiyatro çevrelerinde duyuran yıldız, esas ününü Metin Erksan’ın Berlin ve Meksika Film Festivali’nde en iyi film seçilen Susuz Yaz filmiyle elde etti. Sadri Alışık ve Fikret Hakan’dan oyunculu konusunda çok şey öğrenen Koçyiğit, Şerif Gören ve Ömer Lütfi Akad filmleriyle kariyerinin zirvesine çıkmıştır.

Kariyerindeki ilk başrolünü henüz 14 yaşında, 1957 yılında çekilen Leke filmiyle oynayan Fatma Girik, 1960 yılındaki Ölüm Peşimizde filmiyle dikkatleri üzerine çekti. Keşanlı Ali Destanı, Sürtüğün Kızı, Şeker Hafiye, Karakolda Ayna Var, Ezo Gelin ve Ağrı Dağı Efsanesi gibi filmlerle büyük sükse yapan aktör, köylü kızı ya da şehirli güzel kadın tiplemeleriyle efsane oyuncular arasına adını yazdırmayı başardı. Siyasi hayatında 1989 yılında seçildiği Şişli Belediye Başkanı unvanı da bulunan yıldız isim, oyuncu koçluğu yapmaya devam etmektedir.
]]>Cleveland, Ohio’da 17 Ocak 1997’de doğan Jake Joseph Paul, günümüzün en çok konuşulan figürlerinden biri haline geldi. Orta sınıf bir ailede büyüyen Paul, henüz çocuk yaşlardan itibaren kardeşi Logan Paul ile birlikte video içerikleri üretmeye başladı. İlk olarak Vine platformunda kendini gösteren genç yetenek, kısa sürede milyonlarca takipçiye ulaşmayı başardı. Bu başarısı onu Disney Channel’ın dikkatine sundu ve “Bizaardvark” dizisinde rol alarak televizyon dünyasına adım attı.
Jake Paul’un YouTube macerası, 2013 yılında başladığında kimse bu kadar büyük bir fenomen haline geleceğini tahmin etmiyordu. Günlük yaşamını, şakalarını ve maceralı yaşam tarzını paylaştığı kanalında özgün içerik anlayışıyla dikkat çekti. Team 10 adlı içerik üretici grubunu kurarak yeni bir iş modeli yarattı. Bu süreçte ürettiği müzik videoları, vlogları ve komedi içerikleriyle 20 milyondan fazla aboneye ulaşmayı başardı.

2018 yılında amatör boks maçıyla ringe çıkan Jake Paul, bu sporla olan ilişkisini profesyonel seviyeye taşıyacağının ilk sinyallerini verdi. İlk profesyonel maçını AnEsonGib’e karşı yapan Paul, teknik nakavtla galip gelerek bokstaki iddiasını ortaya koydu. Ardından eski NBA yıldızı Nate Robinson’ı etkileyici bir nakavtla mağlup etti. Bu galibiyet, onun sadece YouTuber değil, aynı zamanda ciddi bir boksör olarak da değerlendirilmesi gerektiğini gösterdi.
Paul’un kariyerinde dönüm noktası olan maçlar, eski UFC şampiyonlarına karşı yaptığı karşılaşmalardı. Ben Askren ve Tyron Woodley gibi tecrübeli dövüşçüleri yenmesi, spor dünyasında büyük yankı uyandırdı. Anderson Silva karşısındaki galibiyeti ise kariyerinin en önemli başarılarından biri olarak kabul edildi. Tommy Fury’ye karşı aldığı ilk profesyonel mağlubiyet, onun gelişim sürecinde önemli bir dönüm noktası oldu.
Jake Paul, ring dışında da başarılı bir iş insanı olarak dikkat çekiyor. Most Valuable Promotions şirketinin kurucusu olan Paul, düzenlediği dövüş organizasyonları ve yaptığı sponsorluk anlaşmalarıyla spor endüstrisinde önemli bir figür haline geldi. 2024 itibariyle tahmini net değeri 80 milyon doları bulan Paul, çeşitli yatırımlarıyla da adından söz ettiriyor.

16 Kasım 2024’te gerçekleşecek olan Mike Tyson karşılaşması, Paul’un kariyerindeki en önemli dönüm noktalarından biri olacak. AT&T Stadium’da gerçekleşecek ve Netflix’te yayınlanacak bu tarihi karşılaşma, boks dünyasında büyük heyecan yaratıyor. TSİ 04:00’te başlayacak olan 8 raundluk bu maç, Paul’un kariyerinde yeni bir sayfa açabilir.
Sosyal medya fenomenliğinden profesyonel boksörlüğe uzanan kariyeri boyunca Jake Paul, çeşitli tartışmaların da odağında yer aldı. Komşularıyla yaşadığı sorunlar, sosyal medyadaki tartışmalı paylaşımları ve bazı açıklamaları zaman zaman eleştirilere neden oldu. Ancak Paul, bu tartışmaları kendi markasını güçlendirmek için kullanmayı başardı.
Jake Paul, sosyal medya platformlarındaki güçlü varlığıyla da dikkat çekiyor. Instagram’da 25 milyondan fazla, YouTube’da 20 milyondan fazla, Twitter’da ise 4 milyondan fazla takipçiye sahip olan Paul, bu platformları hem kendini tanıtmak hem de iş girişimlerini desteklemek için etkili bir şekilde kullanıyor.
Mike Tyson maçı sonrası için büyük hedefleri olan Jake Paul, profesyonel boks kariyerini dünya şampiyonluğuna taşımak istiyor. Aynı zamanda spor ve eğlence dünyasındaki yatırımlarını genişletmeyi planlayan Paul, genç yaşına rağmen çok yönlü bir kariyer inşa etmeyi başardı.
]]>
Bu iş iki şey yüzünden çok tehlikelidir. Son derece uzun mesafeli yolculuklar ve tehlikeli yollar şoförler için oldukça zor bir durumdur. Bazen çok zor yollardan geçmek zorunda kalıyorlar çünkü başka alternatifleri yok. Örneğin dağlarda bulunan ve kamyonlar için uygun olmayan dar yollar şoförler için oldukça risklidir. Hele bir de kışın o kaygan yollardan geçmek resmen ölümle yaşam arasındaki ince çizgiye bürünüyor. Geçtiğimiz sene dünya üzerinde 700’den fazla kamyon şoförü hayatını kaybetmiştir.

Eğer bir hapishane gardiyanı işine %100 odaklanmazsa, yaptığı iş hayatına mal olabilecek kadar tehlikeli bir hal alır. Mesela en tehlikeli suçluların bulunduğu yer olarak bilinen Gürcistan’daki Gldani ceza evinde hiç bir güvenlik görevlisi yalnız olmamalı. Bu ceza evindeki suçluların çoğu zaten ömür boyu hapse çarptırılmış olduklarından dolayı kaybedecek hiç bir şeyleri yoktur ve her türlü zararı verebilecek kişilerdir.

2011’de Japonya’da radyoaktif maddenin büyük bir şekilde serbest bırakılmasına neden olan bir nükleer erime meydana geldi. Radyoaktif malzeme o kadar toksikti ki, herhangi bir terslik olmaması için bölge nüfusun çok uzakta olması önerildi. Bu işçiler, onu kapatmak için onunla mecburen fiziksel olarak temas halinde olmalıdırlar. Bu olayda bir çok işçi hayatını kaybetmiştir. Gerçekten çok tehlikeli bir meslek.

Petrol işçileri, açık denizlerde bulunan petrol platformlarında günde yaklaşık 16 saat kadar çalışmaktadır. Ve buradaki makineler oldukça büyük ve hareketli makinelerdir. Herhangi bir dikkatsizlikte ölümle burun buruna gelebilirsiniz. Ayrıca petrol son derece patlayıcı olduğundan daha fazla dikkat gerektirmektedir. 2010’da Meksika Körfezi’nde bir petrol platformundaki patlama nedeniyle 11 işçi hayatını kaybetmiştir.

Bir insanın hayatını kaybetmesi için sadece 50 volt yeterli iken bu işçiler yaklaşık 800.000 voltun bulunduğu büyük tesislerde çalışıyor. Ayrıca 50 metre yukarıda elektrik direğinde çalıştığınızı varsayın. İki şey düşünmek zorundasınız. Birincisi düşmemek, ikinci yanlış bir işlem yapmamak. Bu hataların her ikisi de bir kaç saniye içinde hayatınızı sona erdirebilir.

Savaş bölgesinde muhabir olmak resmen ölümle dans etmektir. Her an başınıza bombalar yağabilir, atılan binlerce kurşunun hedefi olabilirsiniz. Ölümü her an hissedeceğiniz bu meslek dünyanın en tehlikeli meslekleri arasında 5. Sırada yer almaktadır.

Kömür madenciliği işçileri çok zor ve tehlikeli şartlar altında günde 12 saat kadar çalışmaktadırlar. Çalıştığınız alanın çok dar olması oldukça güç ve yorucudur. Ayrıca kömür tozu nedeniyle nefes almakta en büyük sorun. Madenin çökmesi an meselesidir. Her yıl yüzlerce işçi ekmek parası için canlarını ortaya koyarak hayatını kaybediyor.

Keskin testereler ile çalışmak oldukça zor ve tehlikelidir. Ama bu işte hayatını kaybeden işçilerin çoğu kerestelerin altına kalıyor. Bu meslekte oldukça tehlikeli görülmekte ve dünyanın en tehlikeli meslekleri listede 3. sırada yer almaktadır.

Astronot olmanın ölüm oranı %7 olarak söylenmektedir. Bu oran, bu mesleği seçmeden önce iki kere düşünmenizi sağlayacaktır. Bir roketin üzerindeyken bir anda her şey ters gidebilir ve ölümle burun buruna gelebilirsiniz. Son derece küçük bir hata roketi patlatabilir ya da oksijeni sızdırabilir.
]]>